2. Sınıf İletişim Var, Sorun Yok Süreç Testi – Online Çöz
İletişim, duygu, düşünce, bilgi ve haberlerimizi başka insanlara aktarmamız ve onların anlattıklarını anlamamızdır. Bir şey söylemek kadar, karşımızdaki kişiyi dikkatle dinlemek de iletişimin önemli bir parçasıdır. İletişim kurarken yüz ifadeleri, el hareketleri ve sesimizin tonu da bize yardımcı olabilir. Böylece insanlar birbirlerini daha iyi anlar ve birlikte daha kolay anlaşırlar.
İletişim günün pek çok anında gerçekleşir. Sabah evde ailemize günaydın der, kahvaltıda neler yapacağımızı konuşuruz. Okula geldiğimizde öğretmenimizi dinler, anlamadığımız bir konuyu sorarız. Arkadaşlarımızla sınıfta ödevlerimiz hakkında konuşur, teneffüste oyun seçerken fikirlerimizi paylaşırız. Evde ailemizden bir şey isterken, oyun alanında sıranın kimde olduğunu konuşurken ya da bir arkadaşımızın anlattığı habere karşılık verirken de iletişim kurarız.
İletişim yalnızca konuşmak değildir. Bir arkadaşımız bize bir şey anlatırken sözünü kesmeden dinlemek, söylediklerini anlamaya çalışmak ve uygun bir cevap vermek de iletişimdir. Örneğin arkadaşımız okulda bir tiyatro gösterisi yapılacağını söylediğinde, onu dinleyip “Ne güzel, ben de izlemek isterim!” diyebiliriz. Böyle bir cevap, haberi duyduğumuzu ve arkadaşımızın sevincini paylaştığımızı gösterir. Bazen başımızı sallamak, gülümsemek veya dikkatle bakmak da karşımızdakine onu dinlediğimizi anlatır.
Sınıfta, okulda, evde ve oyun alanlarında farklı kişilerle iletişim kurarız. Öğretmenimizden bilgi alır, arkadaşlarımızla düşüncelerimizi paylaşır, ailemize günümüzü anlatırız. Her yerde açık ve nazik konuşmak, başkalarını dikkatle dinlemek ve ne söylemek istediklerini anlamaya çalışmak önemlidir. Birbirimizi anlamadığımızda yeniden sorabilir veya düşüncemizi daha açık biçimde anlatabiliriz. Böylece yanlış anlaşılmalar azalır, sorunları birlikte çözmek kolaylaşır ve herkes kendini daha iyi ifade eder. İletişim, insanlarla paylaşım kurmamıza ve birlikte yaşamamıza yardımcı olur.
İletişim kurarken yalnızca sözcüklerimizle konuşmayız. Duygu ve düşüncelerimizi ses tonumuz, yüz ifadelerimiz ve beden hareketlerimizle de karşı tarafa aktarırız. Bu nedenle bir konuşmanın anlamı, söylenen cümlelerden ibaret değildir. Aynı söz, farklı bir tonla söylendiğinde başka bir duygu uyandırabilir; yüzümüzdeki ifade ya da duruşumuz da mesajımızın nasıl anlaşılacağını etkileyebilir.
Örneğin mutlu olduğumuzda gülümseyebilir, üzgün olduğumuzda yüzümüzü asabiliriz. Şaşkınlık, kaşlarımızı kaldırmamızdan veya gözlerimizi büyütmemizden anlaşılabilir. Bazen konuşmadan da çevremize nasıl hissettiğimizi gösteririz. Omuzlarımızı düşürmek, göz temasından kaçınmak ya da kollarımızı bedenimize yakın tutmak çekingen veya ürkmüş olduğumuzu düşündürebilir. Bu hareketler her zaman aynı anlama gelmeyebilir; kişinin içinde bulunduğu durum ve diğer işaretler de dikkate alınmalıdır.
Sözcüksüz davranışlar da iletişimimizin önemli bir parçasıdır. Birine el sallamak, başımızı onaylar biçimde sallamak veya yüzümüzle bir tepki göstermek, kelime kullanmadan mesaj iletmemizi sağlar. Bir arkadaşımızı gördüğümüzde gülümsemek, onu fark ettiğimizi ve selam vermek istediğimizi anlatabilir. Karşımızdaki kişi konuşurken başımızı sallamak ise onu dinlediğimizi ve söylediklerini takip ettiğimizi gösterebilir. Böyle küçük işaretler, günlük ilişkilerimizde anlaşmayı kolaylaştırır.
Sözlü ve sözsüz mesajlarımız birbirini desteklediğinde iletişim daha açık hâle gelir. Bir kişiye onu dinlediğimizi söylerken başka yöne bakmak, sözümüzle davranışımız arasında uyumsuzluk yaratabilir. Benzer biçimde, sakin bir ses tonu ve ilgili bir yüz ifadesi, söylediklerimizin daha içten algılanmasına yardımcı olabilir. Bu yüzden konuşurken beden dilimize, yüz ifadelerimize ve sesimizin tonuna dikkat etmeliyiz. Dinlerken de karşımızdakinin sözlerinin yanı sıra duruşunu ve tepkilerini gözlemlemeli, ancak bunları hemen kesin bir yargı olarak yorumlamamalıyız. Dikkatli bir iletişim, hem kendimizi daha doğru anlatmamıza hem de başkalarını daha iyi anlamamıza katkı sağlar.
Etkin dinleme, yalnızca karşımızdaki kişinin sesini duymak değil, söylediklerine ve duygularına dikkatle yönelmektir. Bir arkadaşımız ya da öğretmenimiz konuşurken aklımızı başka işlere vermemeye, telefonla veya çevremizdeki nesnelerle ilgilenmemeye çalışmalıyız. Konuşana dönük durmak, uygun bir göz teması kurmak ve gerektiğinde başımızı hafifçe sallamak, onu dinlediğimizi gösteren sözsüz işaretlerdir. Bu davranışlar, konuşanın kendisini önemsenmiş hissetmesine yardımcı olur. Göz teması kurarken karşıdaki kişiyi rahatsız etmemek de önemlidir; bakışlarımızı doğal biçimde sürdürmek, dikkatli olduğumuzu saygılı bir şekilde ifade eder.
Dinlerken konuşanın sözünü kesmeden, düşüncesini tamamlaması için ona zaman tanımalıyız. Aklımıza bir yanıt geldiğinde hemen araya girmek yerine, önce anlatılanları sonuna kadar takip etmek daha sağlıklı bir iletişim kurmamızı sağlar. Böylece konuşanın ne demek istediğini aceleyle yorumlamaz, eksik bilgiye dayanarak yanlış bir sonuca varma olasılığımızı azaltırız. Anlamadığımız bir nokta olursa uygun bir anda soru sorabiliriz. Sorularımız, karşı tarafı sorgulamak ya da eleştirmek için değil, anlatılanı daha iyi kavramak için olmalıdır. Sakin ve ilgili bir tavır, konuşmanın karşılıklı güven içinde sürmesine katkı sunar.
Doğru anlayıp anlamadığımızı kontrol etmek için duyduklarımızı kendi sözlerimizle kısaca ifade edebiliriz. Örneğin, “Yani bu durum seni üzdü, doğru mu anladım?” demek hem içeriği hem de konuşanın duygusunu fark ettiğimizi gösterir. Karşımızdaki kişi gerekirse açıklama yapabilir; böylece yanlış anlaşılmalar erkenden giderilir. Bu yaklaşım, özellikle arkadaşlarımızla yaşadığımız anlaşmazlıklarda veya öğretmenimizden yönerge alırken yararlıdır. Dikkatle dinlemek, her söylenene katılmak anlamına gelmez. Farklı düşündüğümüzde de önce karşı tarafın görüşünü anlamaya çalışabilir, ardından kendi düşüncemizi sakin ve saygılı biçimde paylaşabiliriz.
Dinleme alışkanlığını geliştirmek için konuşma sırasında dikkatimizi toplamalı, sabırlı olmalı ve beden dilimizi söylediklerimizle uyumlu kullanmalıyız. Bazen kısa bir sessizlik bırakmak, konuşana düşüncelerini düzenleme fırsatı verir. Onun yerine cümleleri tamamlamak veya konuyu hemen kendimize çevirmek, anlatmak istediklerini gölgede bırakabilir. Dikkatli dinlemek öğretmenlerimize ve arkadaşlarımıza değer verdiğimizi hissettirir; aynı zamanda daha açık, güvenilir ve anlayışlı ilişkiler kurmamıza destek olur. Her konuşmada bu tutumu sürdürmek, anlaşılmayı kolaylaştırır ve iletişimimizi güçlendirir.
Sınıfta, okul bahçesinde ya da oyun oynarken konuşmak istediğimizde, önce uygun bir anı beklemeliyiz. Öğretmenimiz veya arkadaşımız konuşurken araya girmek yerine sözünü tamamlamasına fırsat vermek, onu dinlediğimizi gösterir. Söyleyeceklerimizi paylaşmak için elimizi kaldırabilir ya da nazikçe söz isteyebiliriz. Böylece herkes konuşma sırası bulur ve kendini rahatça ifade eder. Söz sırasına uymak, birlikte öğrenmeyi ve oyunlarımızı daha keyifli hâle getirir.
Konuşmaya başladığımızda sesimizin herkes tarafından duyulmasına dikkat etmeliyiz. Çok alçak sesle konuşursak söylediklerimiz anlaşılmayabilir; bağırmak ise çevremizdekileri rahatsız edebilir. Bulunduğumuz yere uygun, sakin ve açık bir ses tonu seçmek iyi iletişimi destekler. Düşüncelerimizi kısa, anlamlı ve birbiriyle bağlantılı cümlelerle anlatmak da önemlidir. Ne söylemek istediğimizi önce zihnimizde toparlamak, konuşmamızın daha akıcı olmasına yardımcı olur. Gerektiğinde örnek vererek anlatımımızı anlaşılır kılabiliriz.
Konuşurken karşımızdaki kişiye dönmek ve uygun biçimde göz teması kurmak, iletişime verdiğimiz önemi gösterir. Ancak göz teması kurmakta zorlanan bir arkadaşımızı zorlamamalı, herkesin farklı olabileceğini bilmeliyiz. Türkçeyi doğru ve özenli kullanmaya çalışmak, sözcükleri yerinde seçmek ve cümlelerimizi açıkça kurmak mesajımızın anlaşılmasını kolaylaştırır. “Lütfen”, “teşekkür ederim” ve “rica ederim” gibi nazik sözcükler, konuşmamıza saygılı bir hava katar. Kırıcı ya da alaycı ifadelerden kaçınmak, arkadaşlarımızın kendini güvende hissetmesine yardımcı olur.
Duygu ve düşüncelerimizi saklamadan, fakat başkalarını incitmeden anlatabiliriz. Bir davranış bizi üzdüğünde, suçlayıcı sözler kullanmak yerine nasıl hissettiğimizi açıklamak daha yapıcıdır. Örneğin, “Sözüm kesilince kendimi üzgün hissediyorum” diyerek duygumuzu ifade edebiliriz. Aynı şekilde, arkadaşlarımızın farklı fikirlerine ve söz hakkına saygı göstermeliyiz. Onların söylediklerini sabırla dinlemek, hemen karşılık vermemek ve gerekirse soru sormak, birbirimizi daha iyi anlamamızı sağlar. Nazikçe konuşup dikkatle dinlediğimizde, anlaşmazlıkları da daha kolay çözebiliriz. İyi iletişim, düşüncelerimizi paylaşırken başkalarına da yer açmakla güçlenir.